27 Şubat 2015 Cuma

Rotterdamsı şeyler

Tanışma yazımda Rotterdamla ilgili çok hevesli bir izlenim bırakmış olmasamda Rotterdamda yaşayan biri olarak Rotterdama geldiğinizde kesinlikle yapmanız gereken şeylerden bahsetmek isterim(tabii ki benim gözümden)

Öncellikle bu yazımda çok fazla tarihin derinliklerine inmeyeceğimi belirteyim, bu konuda size sevgili Google'un yardımcı olabileceğini düşünüyorum. Fakat ufak bir tarih detayına dokunmadan edemicem, bu detayı aklınızın bir köşesinde bulundurmanız gerektiğini düşünüyorum.
Rotterdam, 1940'da almanlar tarafından bombalandıktan sonra tek bir binası bile sağlam kalmayan bir şehirdir, bu yüzden burda çok fazla eski binalar veya anıtlar göremiyeceksiniz. Zaten Rotterdamı ünlendiren şeylerden birisi de modern mimarisidir!

Gelelim benim tavsiyelerime...

Öncellikle şunu belirteyim, Türkiyedeki gibi her şehrin burda öne çıkan özellikleri veya yemekleri yoktur. Bu yüzden ben burda size patates kızartması yemenizi önercem mesela ama bu patates kızartmasının aynısını Amsterdam veya Den Haagda da yiyebilirsiniz.
Patates kızartması demişken yiyebileceğiniz yemeklerden devam edeyim!

Yemek


  1. Patates kızartması(patat) yemek isterseniz benim sizi önerim kesinlikle 'Bram Ladage' olacaktır. Taze patateslerinin yanısıra, yağ unsururunun sizi asla rahatsız etmeyeceği bir patates kızartması olduğunu göreceksiniz. Ve inanın bana, başka hiç bir yerde böyle güzel patates kızartması yiyemiyeceksiniz:)
  2. Onun yanısıra Hollandanın kaşar peyniririnin meşhur olduğunu duyanlar olmuştur aranızda, gelmişken tadın ve beraberinizde götürün derim.
  3. Bizim genelde pazar günleri tembelliğimize eşlik etsin diye yaptığımız kreplerin ünü burda baya yaygın, şöyle ki Hollandanın her yerinde kreplerin satıldığı özel cafeler/restoranlar açıldı ve açılmakta(nasıl bizde wafflecılar gün geçtikce arttıkca burda da crepler öyle). Hatta ve hatta krepgemisi diye bir gemi var Rotterdamda(pannekoekenboot) gemiyle gezmeyi sevenler burda krep yemeyi deneyebilir.
  4. Şimdi size önereceğim yemek size çok saçma gelebilir, çünkü kendi kültürümüzden önerdiğim bişey olacak adı ise 'kapsalon'. Bu kapsalon dedikleri şey bizimkiler tarafından Rotterdamda üretilmiş bir şey, gelmişken yerin derim, muhteşem bir tadı olduğundan değil, sırf meraktan!:)

Bunların haricinde çok fazla yemek kültürü gelişmiş bir ülke olmadığından Hollanda daha fazla bir öneride bulunamayacağım, ama Rotterdam farklı kültürler ile yoğurulmuş bir şehir olduğu için her kültürden bişeyler yiyin gelmişken (örn.broodje kipkerrie, tjaptjoy, bami).
Kapsalon
Hollanda kaşar peyniri

Bram Ladage patat


Gezilecek yerler


  • Ilk olarak Rotterdama gelidiyseniz meşhur Erasmus köprüsünü görmemek elde değil. Ki gelmişken bu köprüyü görmeden gitmek olmaz. Köprünün çok fazla bir olayı yok, yani saatlerce durup köprüde veya çevresinde birşeyler yapamazsınız, ama benim tavsiyem Erasmus köprüsünü yürüyerek geçmeniz, ve yürüryerek willemsköprüsüne(willemsbrug) devam etmeniz. Böylece hem iki köprü arasında bulunan boompjeskadeyi da gezmiş olursunuz. Istanbulda birinci köprüden ikinci köprüye yürümek pek mümkün değil ama Rotterdamda bu mümkün:)
  • Willemsbrugin oralarda bi çok turistinde ilgini çeken küp evler(kubushuizen) var. Bu evler dışardan bakıldığınd baya bi eğri gözüksede içeriye girdiğinizde bunun böyle olmadığını göreceksiniz. Bu evlerin en büyük özelliği ise depreme dayanıklı olmasıdır. Gidip görün derim.
  • Geçtiğimiz sene (2014) Rotterdamın göbeğine martkhal binası yapıldı. Yapılma aşamasındayken ' yahu yine mi bina ' desemde bittikten sonra gayet eğlenceli ve mimari açıdan çok güzel bir yer olduğunu gördüm. Markthal içerisinde bir sürü pazar tezgahı bulunduran fakat aynı zamanda tezgahların üst tarafında bulunan restoranlarda yemek yiyip sohbet edebileceğiniz mekanlara sahip. 2014 senesinden önce Rotterdama gelmiş olanlara hava atmak için bile kesin gidip bir fotoğraf çektiririn yani :)))
  • Witte de withstraat Rotterdamda en çok sevdiğim sokaklardan biri. Her zaman canlı ( ki bu Rotterdamda çok mucizevi bişey) ve her zaman enteresan tiplerle dolu olan bir sokak. Her telden çalan restoranlara ve cafelere sahip. Canınızın sıkıldığı bir akşamda hemen witte de withe akın derim. not: bu arada witte de within arka sokağında çok eğlenceli bir gay-bar var, ben çok eğlenmiştim sizede tavsiye ederim!
  • Rotterdam çok fazla bişey yapabileceğiniz bir şehir değil fakat ''eğlence mekanı arıyoruz Duygu bi kaç tane önersene az kopalım'' diyorsanız eğer, Rotterdamın gözdesi 'Club Vie' var. Eğer club Vieye gidecek olursanız, bazen temalı partiler veriyolar o yüzden önceden ajandaya bakıp öyle gidin derim ( ben bir keresine zencilerin partisine denk gelmiştim, müzik zevkleri benimkine pek uymadığı için fazla eğlenememiştim). Onun haricinde daha samimi bir ortam için BEDe gidebilirsiniz. Villa Thaliada çok konuşulanlar listesinde haberiniz olsun:)
Markthal ve ben (havamıda atmış olayım)


Diğer şeyleri kısa kısa geçmem gerekirse : Ilginizi çekiyorsa müzelere gidin, burda müze kültürü popüler, limanları gezin Rotterdam bir liman şehri çünkü (delfshaven favorim). Çok fazla yürüyerek gezmeye çalışın, coffeeshopa uğrayın (gelmişken).
Kısacası eğlenmenize bakın ya! Hollandalılar çok rahat insanlar, sizde öyle davranın. Elalem ne derciler'den uzaklaşmışken keyfinize bakın :)

23 Şubat 2015 Pazartesi

Tanışma


Küçük bir sahil kasabasında doğdum diye başlamak isterdim yazıma (genelde öyle başlar ya en güzel hikayeler) ama malesef öyle bir şey ile uzaktan veya yakından alakam yok.
Hatta benim yaşadığım yerin yakınlarında çok fazla kasabada yok.

Ben, insanların kendini çalışmaktan unutmuş olduğu, bu yüzden her sabah bir yandan soktakta yürüyerek ekmeği ile savaşırkan öte yandan işe yetişmeye çalışarak nefes nefese kaldığı, hatta demin bahsettiğim o ufak ve şirin kasaba hayalinden çok ama çok uzak olduğu Rotterdam şehrinde doğdum ve yaşıyorum.


25 yaşındayım, ve hala öğrenciyim. Bu uzun okul serüvenini çok fazla derine girmeden kıyısından köşesinden geçerek anlatmaya çalışayım.
Ben kendimi bildim bileli, daha doğrusu bişeyleri farkına varıp kendi fikirlerimi oluştabildiğim yaşa geldiğimden beri kendimi Rotterdama çok fazla bağlı hissetmediğimi fark ettim. Hatta orda doğmuş olmama rağmen kendimi bir turist kadar yabancı hissettiğim zamanların çoğunlukta olduğunu söyleyebilirim.
Buna rağmen kendimle savaşmam gerektiğine inandım, sonuçta orda yaşıyordum ve şimdilik bunu değiştiremezdim. Tam bu savaşa hazırlanırken bana hiç beklemediğim bir yerden vurdu ruhum ve zihnim. Hiç beklemediğim bir faktör büyük bir etki yarattı hayatımda ; açlık!
Açlığı mecazi anlamda kullandığımı anlatmaya gerek duymadan devam etmek istiyorum yazıma.
Açtım evet, edebiyata açtım, tiyatroya açtım. Bir yandan yaz tatillerinde bavulumu doldurup getirdiğim kitaplarla açlığımı gidermeye çalışırken öte yandan kafamdaki sorularla savaşıyordum. Neden okulda türkçe edebiyat dersi alamıyordum? Neden kafamın estiği zamanlarda çıkıp bir tiyatro oyunu izleyemiyordum? Daha da önemlisi, neden türkçe tiyatro yapamıyordum?

Evet, gün geçtikce daha da iyi anlıyordum, ben tiyatro yapmak istiyordum, hayatımı ona adamak istiyordum.
Sizinde tahmin edebileceğiniz gibi türkçe tiyatro yapamadığım için (ki 3 sene kendi kurduğum grupla amatör tiyatro yaptım ama onu sonra anlatırım) alakasız bir bölüm yapmak zorunda kaldım(media and entertainment management).
Ondan mütevellit okul serüvenim baya bir uzadı. Uzatmanında çare olmadığını anlayınca tam gaz devam edip bi an önce bitirme maratonuna başladım.
O gün bügündür savaşıyorum, ama sanırım kazanan taraf olacağım, en kısa zamanda tezimi yazmayı umuyorum .

Ruhumu kurcalıyanlarla ilgili uzun uzun yazınca genel bilgilere çok fazla yer kalmıyor sanırım. Yinede onları kısa kısa geçmek isterim.
Hala annem ve babamla yaşıyorum, benden üç yaş küçük bir erkek kardeşim var.
Boş zamanlarımda kitap okuyorum, tiyatro yapıyor(d)um ve geziyorum.
Onun haricinde gökyüzünü çok seviyorum, çok farklı bir sihire sahip olduğuna inanıyorum. Ve son olarak insanoğlunun dünyadan giderken ardında bir şey bırakması gerektiğine inaniyorum.

Ütopyalar güzeldir diyerek kapanışı yapmak istiyorum! :)

Duygu